Azeri Orthodontic Society
Kl II div. 1 aktivatörlerinin kraniofasiyal yapılar üzerine etkileri.
Yazan: Zaur Novruzov (Türk Ortodonti Dergisi 17(1): 148-158, 2004)

çap et    göndər

GİRİŞ :
Kl II maloklüzyonların oluşumunda dişsel ve iskeletsel faktörlerin rolü vardır. Bu anomalilerin oluşumunda hem maksiller protrüzyon, hem de mandibuler retrüzyon söz konusudur. Kl II anomaliler çoğunlukla mandibuler retrüzyondan kaynaklanmaktadırlar.
Mandibulanın distalde konumlanmasında 3 faktör söz konusudur :
1. Glenoid fossa'nın Sella turcica'ya oranla daha arkada konumlanması,
2. Ramus boyunun kısa olması,
3. Gonial açının büyük olması .
Kl II maloklüzyonların fonksiyonel tedavileri; maksiller büyümeyi yavaşlatmaya, mandibuler büyümeyi provoke etmeye yönelmiş aygıtlarla yapılmaktadır.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde mandibulayı öne konumlandırmaya zorlamakla iskeletsel değişiklikler elde edilmesinin mümkün olduğu kanıtlanmıştır. Bu yüzden genelde Kl II anomalilerin tedavileri mandibuler büyümeyi stimule etmeğe yönelmiştir. Bu tür tedaviler ise fonksiyonel aygıtlarla yapılmaktadır.
Fonksiyonel aygıtlar mandibulanın fonksiyon ve pozisyonunu değiştirerek belli bir kas grubunun kuvvetini dentisyon aracılığıyla bazal kemik kaidesine yönlendiren aygıtlardır. Genelde mandibulanın konumu sagittal ve vertikal yönde değiştirilerek kuvvetler oluşturulur. (Mandibula aşağı ve öne doğru konumlandırıldığı zaman çiğneme kasları, özellikle masseter, meadian pterygoid ve temporal kasın anterior (mandibulayı kapatır) ve posterior (mandibulayı retrakte eder) kısımları gerilmektedir. Ayrıca yumuşak doku geriliminin de kemik gelişimini stimüle ettiği bilinmektedir (1).
"Fonksiyonel tedavi"ye Orta Avrupa ekolünde "Fonksiyonel çene ortopedisi" adı verilmektedir. Fonksiyonel aygıt tedavilerinde Aygıt - pasif
Hasta - aktivdir.
Aktivatörler hem sagittal hem de vertikal yönde maksillo-mandibuler ilişkiyi düzenlemek için dizayn edilmiş aygıtlardır.
Orjinal monoblok – 1902'de Fransada Pierre Robin tarafından dizayn edilmiş hareketli apareydir. Orjinal aktivatör kauçukdan yapılmıştır.
Alfred P. Rogers 1930'larda myofonksiyonel tedaviyi savunmuştur. Uygulamanın esas kısmını kaslarla gerçekleştiğini bildirmiştir. Rogers ‘Kaslar canlı ortodontik aygıtlardır ve bu aygıtlar kullanılarak yapılmış tedavilerin retansiyona ihtiyacı yoktur' demiştir (2).
1930'lardan beri fonksiyonel aygıtlar kullanılmaktadırlar. O günden bugüne kadar çok uzun zaman geçtiği için onların kullanımı, uygulanması ve etkileri hakkında çok miktarda araştırmalar bulunmaktadır.

ZAMANLAMA:
Fonksiyonel aygıtlar aktif büyüme periodu döneminde kullanılmaktadırlar. Çoğu araştırmacılar, orta veya geç karma dentisyon dönemini tercih etmektedirler. 
Eğer hasta kooperasyonu müsade ederse daha erken de kullandırılabilir.
Çene adaptasyonu ve alveolar kemik remodelling cevabı birkaç hafta veya birkaç ay sonra alınmaktadır. Bu cevap, 12-13 yaşlardaki çocuklarda daha kısa sürede alınmaktadır.
Preadolesan ve adolesan kemikler arasındakı farkı Rigal ve Hunter araştırmışlardır. Onlara göre ‘Pubertenin sonuna doğru kemikte öyle bir derin değişiklikler oluşmaktadır ki, bunu kelimenin tam anlamıyla ‘Kemik Pubertesi' adlandırmak gerekir'. Onlar kemik büyümesindeki en önemli faktörün hormonlar olduğunu belirtmişler (3).
Bazı düşüncelere göre Kl II maloklüzyonların ortodontik veya ortopedik tedavileri preadolesan dönemde daha efektif sonuç vermektedir (4). Nedenleri ise şunlardır :
1. Kraniofasiyal kompleks dokuları gençlerde adaptif değişikliklere daha uygundur.
2. Preadolesanlerde kooperasyon büyüklerle mukayesede daha iyidir.
Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, çene ortopedisi ve ağızdışı kuvvetler hem gençlerde hem de erişkinlerde önemli kraniofasiyal modifikasyonlar yapmaktadır. Fakat bu araştırmada da genç hayvanlarda oluşan değişikliklerin erişkinlerle mukayesede daha fazla olduğu görülmüştür. Burada etkili olabilecek faktörler şöyle özetlenmektedirler:
1. Kemik daha az mineralize olmuştur, o yüzden daha kolay deforme olmaktadır.
2. Sutura ve ligamanlar yaratıcı hücrelerle daha zengindirler, bu yüzden daha hızlı biyolojik cevap alınmaktadır.
3. ‘Büyümekte olan dokular', ‘Büyümekte olmayan dokular'a kıyasla ortopedik kuvvetlerden daha fazla etkilenmektedirler.
Zaten buyüzden fonksiyonel aygıtların en güzel etki zamanı büyümenin en hızlı olduğu zamandır.
Björke göre, aktivatörün en çok etkili olduğu dönem süt dentisyon (4-7 yaş), ve bundan çok az farkla zayıf olduğu dönem karma dentisyon (8-12 yaş) dönemidir. Başlangıç daimi dentisyon döneminde alveolar procesin gelişimi diğer dönemlerle mukayesede daha fazla olduğu için iskeletsel yanıt daha az alınmaktadır (4).
Demek ki yukarda saydığımız aktivatör tedavisinin erken dönemde uygulanmasının nedenlerine birini daha ilave etmemiz gerekir. Bu da
4. Erken yaşlarda dentoalveolar değişikliklerin daha az olmasıdır.
Arat ve ark., 20-si kız ve 21-i erkek aktivatör,  Hg kombinasyonuyla tedavi edilmiş Kl II div.1 bireyler üzerinde yaptıkları araştırmada 1. Erken dönem, 2. Prepeak, 3. Peak ve 4. Postpeak dönemlerinde olmak üzere 4 grubu karşılaştırmışlardır. Sonuçlara göre özellikle Peak ve Postpeak dönemlerde tedaviyle oluşan değişiklikler önemlidirler. Bu da, geç adolesan dönemde de fonksiyonel tedaviyle cevap alınmasının mümkün olduğunu kanıtlamaktadır (5).
Doruk ve ark. yaptıkları araştırma sonucu sürekli dentisyon başlangıcındakı bireylerde, hatta MP3cap dönemi sonrasındakı bireylerde de Hg, monoblok kombinasyonu ile başarılı sonuc alınabileceğini göstermiştir (6).
Gugino ise ‘tedaviye ne kadar erken başlarsanız yüzü ideal ile ilgili kavramlarınıza o kadar uydurursunuz. Geç başlarsanız, kavramlarınızı yüze uydurmak zorunda kalırsınız.' diyerek erken dönem tedaviye başlamayı savunmuştur (7).

Kl II tedavileri 2 felsefeyle yapılmaktadır:
1. Diş hareketi,
2. Yüz ortopedisi.
1. Diş hareketleriyle oklüzyonun düzeltilmesi. Bu zaman maksiller dişlerin arkaya, mandibuler dişlerin ise öne hareketi sağlanmaktadır.
2. Bazal çene kemikleri hareket ettirilmesi. Bu zaman maksillanın öne ve aşağı hareketi inhibe edilir, mandibula ise öne harekete yönledirilir. Burda diş hareketleri minimumdur ve şöyle özetlenebilir:
A. Çapraşıklığın giderilmesi,
B. Spee eğrisinin düzeltilmesi,
C. Dişlerin kendi apikal kaideleri üzerinde ideal konumda yerleştirilmesi (4).
Andresen ve Häupl (8), aktivatör kullanımını tanımlarken, aktivatörün yeni bir mandibuler konum ve buna uygun orofasiyal kas dengelenmesi sağladığını savunmuşlardır. Buradakı mantık aygıtın mandibulayı öne konumlandırması, kasların ise geriye normal pozisyona çekmeye gayret etmesidir.
Kas kuvveti akrilik kitle vasıtasıyla maksiller ve mandibuler dişler üzerine, vestibular ark yardımıyla ise maksiller keser dişler üzerine etki etmektedir. Bu zaman maksiller dişlere arkaya doğru yönelmiş kuvvet, mandibuler dişlere ise öne doğru yönelmiş kuvvet etki etmektedir ki, bu kuvvet periosteum yardımıyla kemik kaiedeye transfer edilir. Sonuç olarak maksillanın öne gelişimi engellenir, mandibula ise öne gelişime provoke edilir. Yani maksilla ve mandibula arasında hem kemik hem de dentoalveolar adaptasyon oluşmaktadır.

səhifə 1 / 4 | Sonrakı səhifə >>>


RSS feed